Rus Edebiyatına Nereden Başlanır?
Yıllar önce, Rus edebiyatına adım atmak isteyen bir insan olarak ne kadar büyük bir hata yaptığımı düşünüyorum. Bunu söylerken, ne kadar dramatik ve ağır laflar ettiğimin de farkındayım. Yani, “Vallahi hayatımı değiştirecek bir şey yazmışlar” falan diyecek değilim ama, düşününce gerçekten de o ‘ilk adım’ı atmak biraz tuhaf bir deneyim oldu. Çünkü hepimizin bildiği gibi Rus edebiyatı, “Bence çok derin bir şey, ya da değil mi?” diye düşünmenizi sağlayacak türden bir şey. İzmir’de yaşıyorum, 25 yaşındayım, sürekli şakalar yaparım ama içten içe her şeyi fazla düşünürüm. Hayatımda bazen “ah şu Rus edebiyatı” diye mızmızlanmalar olsa da, bir şekilde başladım. Neyse, hadi bunu daha fazla dramatize etmeyelim.
Ama cidden, Rus edebiyatına başlamak bir şekilde insanı “gerçekten bir yola çıkıyorum” hissiyatına sokuyor. Çünkü daha ilk sayfayı çevirirken, birdenbire kendini büyük bir şeyin içinde hissediyorsun. Sanki Tolstoy, Dostojevski, Pushkin sana özel bir mesaj göndermiş gibi… Ama bu işin püf noktası, ‘nereden başlanacağı’ kısmı. Tam olarak neyle başlamak lazım, hangi yazar seni hem güldürür hem de ağlatır? İşte bu sorunun cevabı, aslında en zor kısmı.
1. Adım: “Bende bir Dostoyevski var!”
Her şey Dostoyevski ile başladı, değil mi? O, içsel çatışmaların kraliçesi, rus karanlıklarının en karanlık çocuğu. Şaka bir yana, bu adamın yazdığı her şeyde bir “derinlik” var. Düşünsenize, birisi size bir kitap veriyor, adında “Suç ve Ceza” yazıyor. İçinden, o kadar ağır bir yük ve vicdan azabı çıkıyor ki, bir süre sonra sanki her adımınızı izleyen birisinin varlığını hissediyorsunuz.
O yüzden, Rus edebiyatına başlamak için ilk adımınızı Dostoyevski ile atabilirsiniz. Ama ben size bir ipucu vereyim: Suç ve Ceza ve Karamazov Kardeşler ilk başta biraz fazla ağır gelebilir. Hani şöyle düşünün: Sabah kalktınız, kahve içtiniz, birden Dostoyevski elinizde: “Bundan sonra hayatın anlamını çözmen gerekiyor, hadi bakalım!” demiyor mu? Bir yanda kahveniz, bir yanda “Bütün bu suçluluk duygusu nedir, niye bu kadar içsel bir çöküş yaşıyorum?” diye düşünüyor olabilirsiniz. O yüzden önce daha ‘hafif’ bir şeyler deneyin.
Not: Benim gibi kafası karışık bir genç yetişkin için, Dosto’yu okurken bazen iç sesi duyuyorsun: “Yine bir karanlık düşünceye daldın mı?” Yani, yazarken bile insanı düşündüren bir durum. Karar sizde tabii.
2. Adım: Hadi Pushkin’i Şöyle Bir Düşün
Biraz da ‘zarif’ olalım. Düşünsenize, akşam evde çayı koymuşsunuz, Pushkin’i elinize alıyorsunuz, biraz da klasik müzik açtınız mı, “Ah ne kadar da sofistike biri oldum” hissiyatı. İşte Pushkin tam da böyle bir his yaratır. O, Rus edebiyatının ruhunu yansıtır ama öyle karmaşık değil, akıcı bir dil kullanır. Eğer Dostoyevski sizi bu kadar derinlere çektiyse, Pushkin tam da o noktada size bir çıkış yolu sunar.
Rus Edebiyatına Nereden Başlanır? Pushkin’den Başlayın!
Benim tavsiyem, Ruslan ile Ludmila gibi bir masalı denemek olabilir. Hem eğlenceli, hem de derinlere inmeden, rahatça okunabilir bir ilk adım. Hatta bir arkadaşım var, sabah çayı içerken Pushkin’in yazdığı bir dörtlüğü okur: “Aşkı bir kenara koy, Rus şiirinin tadına bak.” Gerçekten, Pushkin’in şiirleri o kadar incelikli ve zarif ki, okurken bir tür zariflik hissediyorsunuz.
Kısa Diyalog:
Ben: “Pushkin’i okurken insan kendini ne kadar kültürlü hissediyor, değil mi?”
Arkadaşım: “Bana daha çok ‘Aman tanrım, aşk şairi nasıl bu kadar şiirsel olabilir?’ diyor.”
Ben: “Tam olarak! O yüzden de Pushkin, Rus edebiyatında bir dönüm noktası.”
3. Adım: Tolstoy ile Yavaşça İlerleyelim
Şimdi, geliyoruz tam anlamıyla “yavaş ama derin” bir yazar olan Tolstoy’a. İtiraf ediyorum, ilk başta Tolstoy’un romanları bana biraz ağır gelmişti. Hani biri size “Ne okuyoruz?” dediğinde ve siz “Savaş ve Barış” diyorsunuz ya, işte o an bir iç sesiniz size şöyle diyebilir: “Aman Tanrım, sen neyi okuyorsun? Bu kitap 1000 sayfa!”
Ama sonra o sayfalarda kaybolduğunuzda, her bir karakterin içsel yolculuğunu keşfettiğinizde, Tolstoy’a duyduğunuz minnettarlık katlanarak artıyor. Hele de Anna Karenina’yı okurken… Of, o dram!
Kısa Diyalog:
Ben: “Tolstoy’a başladım, ama tam anlamadım.”
Arkadaşım: “Savaş ve Barış’ı bir de yavaş okumayı dene. Herkesin hayatını anlatıyor, ama bazen yer yer kaybolabiliyorsun!”
Ben: “Evet, birinci bölümde topçu alaylarını saymaya başladım, ama sonra insanın içine oturan bir şey oldu.”
4. Adım: Çekirdekten Başlamak
Tabii bir de, Çehov var. Eğer benim gibi “Aman, kısa bir şey olsun da hemen bitireyim!” diyorsanız, Çehov’un kısa hikayeleri bir harika. Benim favorim Bütün Köyün Bir Günü. Kısa ama vurucu! Hani bir öykü bitiyor, ama bir o kadar da insanı derinlere götürüyor. Ve ya o son cümle var ya… Çehov her zaman bir son cümlesiyle sizi şaşırtır. Aniden bir şeyler olur ve siz “Ben ne okudum şimdi?” diye düşünürsünüz. Çehov, derinlik isteyen ama kafa karıştırmadan sizi etkileyen bir yazar.
İç Ses: “Çehov okuduktan sonra, normal bir günde insanın ruh haliyle ilgili fazlasıyla fazla düşünmeye başladım.”
5. Adım: Biraz da Gülümseme Zamanı
İşte bu noktada, Rus edebiyatına başlamak bir eğlenceye dönüşebilir. Yani, evet, bazen karanlık ve derin, bazen de komik ve yıkıcı olabilir ama sonuçta her biri, kendi özel dünyasını kurar. Her bir yazar, sanki okuruyla dans etmeyi ister gibidir. “Ben buradayım, sen de benimle gel” der.
Bunu bir anlık eğlenceye dönüştürmek gerekirse, belki de ilk kez elinize bir Turgenev alın. Yavaşça başlayın, sonra ne olduğunu anlamadan, kitabın içinde kaybolacaksınız. Hem bir yandan kahkahalar atıp, bir yandan derinlere gideceksiniz.
Sonuç: Rus Edebiyatına Nereden Başlanır?
Yani, Rus edebiyatına başlamak demek bir yolculuğa çıkmak demek. Bazen karanlık, bazen aydınlık, bazen eğlenceli, bazen dram… Ama her zaman düşündürücü. Nereden başlanır? Dostoyevski ile başlayın, sonra Pushkin ile zarifleşin, Tolstoy ile derinleşin, Çehov ile gülümseyin. Rus edebiyatı, gerçekten bir yolculuktur. Ve en güzeli, her yeni yazarla biraz daha derinleşmek. Ama bir yere kadar tabii, değil mi? Hani bazen bir kadeh şarap içerken, “Bunlar da ne kadar entelektüel!” diyebileceğiniz bir noktaya geliyorsunuz. Ama bu, başlangıçtır ve başlangıç her zaman güzeldir.