Büyük Maraş Depreminden Önce Deprem Oldu mu? Küresel ve Yerel Açısından İnceleme
Depremler, dünyanın farklı köylerinde, şehirlerinde, ülkelerinde oldukça gündemde olan doğal afetler. Üzerinde pek çok teorinin, araştırmanın olduğu ve her an olabilirliğiyle içimizi kemiren bu doğa olayları, geçmişten günümüze insanları hep etkiledi. Son dönemde Türkiye’nin güneydoğusunda yaşadığımız Büyük Maraş Depremi, bu konuda yeniden birçok soruyu gündeme getirdi. Birçoğumuz “Büyük Maraş depreminden önce deprem oldu mu?” diye sorduk. Gelin, hem Türkiye’de hem dünyada bu soruya nasıl bir bakış açısıyla yaklaşılabileceğini inceleyelim.
Depremler ve Önceden Gelen Sinyaller
Depremler, aniden meydana gelen ama aslında çoğu zaman sinyallerini veren olaylardır. Yani, deprem olmadan önce de bir takım doğal uyarı işaretleri olabilir. Fakat bu sinyallerin her zaman kesin olmadığını söylemek de mümkün. Büyük Maraş depremi gibi büyük felaketler, birkaç öncü sarsıntının ardından gelip gelmediği açısından hep tartışmalı olmuştur.
Özellikle Türkiye gibi deprem kuşağında yer alan ülkelerde, küçük sarsıntılar günlük yaşamın bir parçası. Bu küçük depremler bazen büyük bir depremin habercisi olabilirken, bazen de tamamen bağımsız, normal fay hareketleri olabilir. Büyük Maraş depreminin öncesinde de birçok küçük sarsıntı kaydedildiği söylense de, bu olayların hiçbiri büyük felaketi kesin olarak öngörebilecek sinyaller olarak kabul edilmiyor.
Küresel Perspektiften Depremler ve Öncesindeki İşaretler
Dünyada farklı deprem bölgelerinde de benzer şekilde depremler öncesinde meydana gelen küçük sarsıntılar sıkça gözlemleniyor. Mesela Japonya, dünyadaki en aktif deprem kuşaklarından birine sahip. Japon bilim insanları, depremler öncesinde belirli sinyallerin farkına varmak için yıllarca çalıştılar. Özellikle, yeryüzü hareketleri ve bazı denizaltı anormallikleri üzerinde yoğunlaşan araştırmalar var. Ancak, Japonya’daki bilim insanları bile bir depremin kesin zamanını tahmin etmekte zorlanıyor.
Bir başka örnek, Şili’deki 2010 yılında meydana gelen 8.8 büyüklüğündeki büyük deprem. Depremin öncesinde, pek çok küçük artçı şok yaşanmıştı ama bu artçıların büyük depreme neden olup olmayacağına dair kesin bir bulguya ulaşılamamıştı. Bu da bize, önceden yaşanan küçük depremlerin büyük bir afetin habercisi olamayabileceğini, sadece olasılıkların arttığını gösteriyor.
Türkiye’de Durum: Maraş Depreminin Öncesindeki Sarsıntılar
Büyük Maraş depreminden önce de bazı sarsıntılar kaydedilmişti. Bu da Türkiye’deki insanlar için “Acaba bu büyük deprem öncesinde bir şeyler hissetmiş olabilir miyiz?” sorusunu gündeme getirdi. Fakat, uzmanlar tarafından yapılan açıklamalarda, bu sarsıntıların büyük bir depreme işaret etmediği belirtilmişti. Depremler, yer kabuğunun hareketleriyle tetiklenen, oldukça karmaşık bir süreçtir. Türkiye’nin farklı bölgelerinde zaman zaman görülen küçük artçı sarsıntılar da benzer şekilde büyük bir depremden önce yaşanabiliyor.
Türkiye’deki insanlar depremleri yaşadıkları coğrafya gereği biraz daha “normale” yakın bir şekilde kabul ediyorlar. Yani, deprem bir tehdit unsuru olduğu kadar, halkın günlük yaşamında da oldukça tanıdık bir fenomen. Yine de, Büyük Maraş Depremi gibi büyük ölçekli bir felaket, yerel halkın da dikkatini çekmiş durumda. Bu, depremi bir “doğa olayı” olarak kabul etmenin ötesinde, bir toplumun huzurunu bozabilen büyük bir felakete dönüştüğü anlamına geliyor.
Farklı Kültürlerde Deprem Algısı
Bütün bu küresel ve yerel perspektiflerden baktığımızda, bir depremin meydana gelmesi ve önceden sinyaller verip vermemesi tamamen bulunduğunuz coğrafyaya, kültüre ve o kültürdeki insanların depremle olan ilişkilerine bağlı olarak değişebilir. Japonlar, depreme karşı çok daha hazırlıklı bir toplum. Hem fiziksel yapılar hem de kültürel anlamda depreme karşı bir direnç geliştirmişler. Birçok Japon, deprem sırasında ne yapması gerektiğini bildiği için panik yapmaz. Türkiye’de ise deprem, kültürel bir yara gibi görülür. Her an, her yerde, her büyüklükte bir deprem olabilir, ancak bazen bu gerçeklik bile insanların yeterince önlem almasına yetmeyebiliyor.
Birçok kültürde depremler, “tanrıların öfkesi” veya “doğa ile uyumsuzluk” gibi inançlarla ilişkilendirilir. Bu, insanların depremi daha çok bir “doğa olayı” olarak değil, bir manevi mesaj veya ceza olarak algılamalarına yol açabiliyor. Bu bakış açısı, deprem öncesi alınacak önlemleri ihmal etmeye neden olabilir.
Sonuç
Büyük Maraş Depremi, Türkiye’de ciddi bir travma yaratmış olsa da, küresel perspektife bakıldığında, depremler öncesinde çoğu zaman belirtiler olsa da bunların kesin birer “alarm” işareti olmadığını görebiliyoruz. Küresel anlamda ve yerel anlamda büyük depremler öncesindeki sinyallere farklı yaklaşımlar ve anlayışlar olsa da, sonunda ne olursa olsun, bu doğal afetlerin etkilerinden korunmak için toplumların sürekli olarak bilinçlenmesi gerektiği çok açık.
Depremler her zaman hayatımızın bir parçası olacak. Küresel ve yerel açıdan nasıl yaklaşılacağından bağımsız, doğru bilgi ve hazırlıklarla bu tür büyük felaketlere karşı daha dirençli bir toplum oluşturmak en önemli hedef olmalı.